
Haçlı-Siyonist ittifakının sembol ülkeleri olan ABD ve İsrail, İslam dünyasının mübarek günlerinde yine ürettikleri bahanelerle İran’a saldırıya geçti. Yine güçlünün, arsızın ve küresel haydutun senaryosu hayata geçiriliyor. İsrail’in ilk gün İran’da bir okula gerçekleştirdiği saldırıda onlarca öğrencinin hayatını kaybetmesi, ABD-İsrail ittifakının İslam dünyasının değer yargılarına ve insanlarına zerre kadar hassasiyet göstermediğini bir kez daha ortaya koymuştur. Nitekim bu ittifakın Gazze’de gerçekleştirdiği katliam ve soykırım da hâlâ gözlerimizin önünde durmaktadır. Siyonist İsrail askerleri “Öldürmek için çocuk arıyoruz” diyordu; İran’da da yine öldürecek çocukları buldular.
İran’a yönelik saldırı aylardır konuşuluyordu. Sözde müzakereler yapıldı. ABD, İran’ı diz çökmeye davet etti. İran bunu kabul etmeyince müzakereler etkisiz kaldı ve saldırı aşamasına geçildi. Dünya, aynı Gazze’de olduğu gibi İran üzerinde gerçekleşen uluslararası hukuksuzluğa da göz yumuyor. Bu gidişat, dünyanın huzuru, güvenliği ve istikrarı açısından oldukça kötü bir manzaraya işaret etmektedir. Haçlı-Siyonist ittifakı, hangi devlet başkanını beğenmezse o ülke üzerinde suikastlar düzenlemekte ya da ilgili lideri ülkesinden uzaklaştırmaktadır. Son olarak İran’ın dinî lideri Hamaney’de yanındaki kadroyla birlikte öldürülmüştür.
Tam bu yazıyı kaleme alırken sosyal medyada ABD’li emekli albay Douglas Macgregor’ın şu sözlerinin yer aldığı video karşıma çıktı:
“İran’ı başarıyla yok ettikten sonra dikkatler Türkiye’nin yok edilmesine çevrilecek. Kaçınılmaz olarak Türkiye, İsrail ile karşı karşıya gelecek; bu muhtemelen Suriye’de olacak. Türkiye birçok açıdan İran’dan daha iyi. Gerçek bir donanmaya sahip. NATO’nun en iyi ordularından birine sahip. Bir sonraki adım Türkiye’yi yok etmek. Bu yüzden kendimizi kandırmayalım; mesele bundan ibaret.”
Michael Rubin isimli, “Amerikalı Ortadoğu uzmanı” diye anılan ve Pentagon peydahlaması bir Türk düşmanı da “Acaba Ankara, 2036’da Tahran’ın 2026’daki gibi olacak mı?” demiştir.
Türkiye’ye yönelik niyetlerinin bu olması bile, düşmanın boş durmayacağını göstermektedir.
Bölgemizdeki tüm gelişmeler, her şeye karşı dikkatli olmamız gerektiğini göstermektedir. Netanyahu’nun “Biz Suriye’de kiminle mücadele ettiğimizi biliyoruz” sözleriyle Türkiye’yi işaret ettiği de unutulmamalıdır.
Haçlı-Siyonist ittifakının İran’a saldırısı; “Terörsüz Türkiye”, “Terörsüz Bölge” ve “İç cephesi güçlü Türkiye” hedeflerinin ne derece hayati olduğunu da göstermektedir. Hele ki İran, ABD ve İsrail füzeleriyle bombalanırken, İran içinden havai fişekler eşliğinde kutlama yapanları görünce bu önemin büyüklüğü daha iyi anlaşılmaktadır.
Türkiye-Suriye birlikteliği, dayanışması ve kararlılığı; terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olan YPG’yi Suriye’de işgal ettiği yerlerden çıkarmış, Suriye devleti her yerde kontrolü ele geçirmiştir. Suriye’yi arkalarına alan ve ABD-İsrail’in desteğiyle sözde Kürdistan’ın kalbi yapacaklarını söyleyenler büyük hayal kırıklığına uğramıştır. Suriye’de büyük bir rahatlama oluşmuş, ülkede ayağa kalkma ve onarım dönemi başlamıştır. Kardeşlik hukuku, dayanışma ve demokrasi bu aşamada temellenirse Suriye’deki olumlu ivme hız kazanacaktır.
ABD ve İsrail’in hedef aldığı ülkeler üzerinde PKK’yı taşeron olarak kullanması bilinen bir gerçektir. Suriye’de Mazlum Abdi, Siyonizm hedefleri için figüran olarak kullanılmış; finalde etkisiz bir unsur olarak ortada kalmıştır.
ABD ve İsrail şimdi PKK’nın İran kanadını kullanma gayreti içindedir. Bu bağlamda İran’da bir hareketlilik başlamıştır.
ABD ve İsrail’in İran’a saldırı başlatmasından bir gün önce, terör örgütü PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat açıklamasının yıldönümünde yaptığı açıklamada yer alan silah bırakma ve örgütü feshetme çağrısını “Çağrımız sadece Türkiye’yi değil, Ortadoğu’yu kapsamaktadır” şeklinde tanımlaması, Türk devletinin ortaya koyduğu stratejiyi anlamak isteyenler açısından somut bir gelişme olmuştur.
Aynı açıklamada yer alan, “Örgütün fesih ve silahlı mücadele stratejisine son verme kararları, sadece resmen ve fiilen değil, zihnen de şiddetten arınmayı ve siyaset tercihini ortaya koymuştur. Bu aynı zamanda cumhuriyetle zihnen barışmanın da ilanıydı.” cümleleri de “Terörsüz Türkiye” adına somut gelişmelerin devam ettiğini göstermektedir.
Abdullah Öcalan’ın geçtiğimiz yıl yaptığı, “PKK’nın anlam yoksunluğu ve aşırı tekrarı, ömrünü tamamlamasına ve feshini gerekli kılmasına yol açmıştır. Ayrı ulus-devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürel çözümler tarihsel toplum sosyolojisine yanıt verememektedir. Bu koşullarda silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihî sorumluluğunu üstleniyorum. Devlet ve toplumla bütünleşme adına kongrenizi toplayın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.” diye başlayan açıklamasını aylardır her yazımda vurguluyorum.
Çünkü konu “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” olunca, meselenin aktörlerine yapılan çağrılar bu şekilde karşılık bulmuştur. O hâlde yapılması gereken; yaklaşık yarım asırdır ülkemize ve bölgemize musallat olan, acılar yaşatan terör örgütlerini kökünden kurutmak için kaynağında yapılan bu açıklamaları güçlendirerek ulaşılmak istenen sonuca hızla varmaktır. Bu aşamadan sonra Türkiye’de Abdullah Öcalan maskesiyle kim bölücülük yapmaya ya da terör içerikli adımlar atmaya kalkarsa, herkesin hatırlaması ve hatırlatması gereken husus bu açıklamalar olmalıdır. Elbette bölücülük ve terör yönünde adım atmaya devam edenlere gerek Türk devleti gerekse Türk ordusu tavizsiz ve kararlı şekilde gerekeni yapacaktır.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, gördüğü bir rüyayı şekillendirmek için “Terörsüz Türkiye” odaklı çağrılarda bulunmamıştır. Aksine, dünyadaki ve bölgemizdeki gelişmeleri, ilişkileri, planları ve hedefleri görerek savunma, koruma ve önleme odaklı bir vizyon radarını devreye sokmuştur. Tonyukuk’un “Göz odur ki dağın arkasını göre, akıl odur ki başa geleceği bile.” sözünde devlet adamlığı vizyonu onun temel ölçü olmuştur.
Geçtiğimiz günlerde Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen iftar programında verdiği, “Yaptığımız ve yapacağımız, söylediğimiz ve söyleyeceğimiz her neyse; düşman sesi duymamak için sergilenmiş millî birlik ve kardeşliğin güçlü nefesidir.” mesajı bu manada büyük önem taşımaktadır.
“Terörsüz Türkiye” süreci başladığında ABD ve İsrail, bölgemizde bir katliam, çatışma ve savaş atmosferi başlatmıştı. Şimdi ise yeniden başa dönerek İran’ı hedef aldılar. Şu an komşumuzun üzerine ABD ve İsrail bombaları yağmaktadır. Yarınlarda kimin başına ne geleceği belirsizdir; ancak yaşananlara bakıldığında bu durum o kadar da belirsiz değildir. ABD ve İsrail’in Türkiye’yi de hedef alan terör örgütlerini yıllardır beslemesi, eğitmesi ve yönlendirmesi bunun en açık kanıtıdır.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, kararlı ve tavizsiz terörle mücadeleyi savunurken aynı zamanda “Terörsüz Türkiye” stratejilerini geliştirmiştir. Unutulmamalıdır ki yılan zehrine karşı panzehir, yine yılan zehrinden elde edilir. Hedefi, ABD ve İsrail’in terör çarkını tamamen kırmaktır. 1,5 yıldır bir tane şehidimizin olmaması, Türk milletinin büyük bir manevi kazancıdır. Bu aşamada hem milli savunma gücünü artırmamız hem de sınır alanlarımızı güçlendirmemiz de ülkemizin güvenliği açısından çok önemli artı olmuştur.
Dün terör örgütü PKK’nın siyasi uzantılarıyla ittifak ve işbirliği yapanların, terörle mücadeleye karşı çıkanların “Terörsüz Türkiye” sürecine dair söylediklerine, istismarlarına aldanılmamalıdır. Onların bölgemizdeki gelişmeleri idrak edecek ne millî şuuru ne de strateji üretecek bir vizyonu vardır. Sınır ötesi terörle mücadele operasyonlarına bile oy hesabıyla ya da ABD ve İsrail’e yaranma amacıyla karşı çıktıkları unutulmamıştır.
Bölgemizde savaşların, çatışmaların ve işgallerin bir türlü bitmediği; komşu ülkeleri emperyalist sistem doğrultusunda dönüştürme çabalarının son sürat devam ettiği bir ortamda, Türkiye’ye yarım asırdır kanlı bir kene gibi musallat olan terör örgütlerinden kurtulmak artık bir fırsat olarak karşımızdadır. Bu fırsatı güçlendirecek adımları herkes atmalıdır. İç cephesi güçlendirilmiş bir Türkiye’ye hiçbir emperyalist müdahalenin etkili olamayacağına da herkes inanmalıdır. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli işte bunun mücadelesini vermektedir. “Terörsüz Türkiye” sürecini basite alan, istismar eden, hayata geçmemesi için mücadele eden ahmakların idrak edemeyeceği gerçekleri, sağduyulu her vatan evladı dünya gerçekliğinde ve bölgemizdeki gelişmeler ışığında idrak etmektedir.