Mehmet Akif Ersoy’u büyük bir çoğunluk “İstiklal Marşı’nın yazarı” olarak biliyor; sadece bu kadar bilgi ile yetinenlere inat biraz ondan bahsetmek isterim.
Asıl mesleği veterinerlik olsa da aslında o bunun yanında yazarlık, şairlik, milletvekilliği ve öğretmenlik de yapmıştır. Bunları ekonomik kaygıları için değil; üretken olmak ve vatana hizmet için yapmıştır. “İstiklal Madalyası” almış, tüm övgülere mazhar olmuş ve “Vatan Şairi”, “Milli Şair” gibi isimlerle yad edilmiştir.
İçindeki o vatan aşkı ona öyle şiirler yazdırmıştır ki; okuyan herkes gözyaşlarını içine akıtmak zorunda kalmıştır. Malikanesinde keyif çatmamış; bilakis cepheye koşup; gördüğü manzaraları kanlı canlı yazmıştır. Her bir satırında şühedanın akan kanını da son bakışını da hissedersiniz; her bir kelimede o yoksulluğu, o yokluktan tezahür eden varlığı görür, müşahit olursunuz…
Çanakkale Şehitleri’ne şiirini bir açarsınız, şu satırları okuyup bir an yutkunamazsınız;
“Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam;
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sîs-i İlâhî o metîn istihkâm.”
Sonra Bursa’nın mezalim Yunan tarafından işgal edildiği ifşa olununca “Bülbül” şiirini yazdı ve dem vurdu ona;
“-Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin;
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?”
Dedi ve ekledi;
“Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır?
Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır?
Hayır, mâtem senin hakkın değil… Mâtem benim hakkım:
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;
Bugün bir hânmansız serseriyim öz diyârımda!
Ne hüsrandır ki: Şark’ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
Serâpâ Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!
Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,
Selahaddin-i Eyyubil’lerin, Fatih’lerin yurdu.
Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde Osman’ın;
Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ’nın!”
Okuyanlar en derininde hissetti Yunan’ın bu zulmünü, adeta birer bülbül gibi vatan aşkı ile feryat etti tüm akvam-ı beşer…
Türk yurdu büyük bir savaştan çıkmış; artık büyük anlaşmalar için yurtdışına çıkar olmuştu. Gittikleri her yerde sözde “Milli Marş”lar okunuyor, duygusuz ve karanlık sözler ile yerleri gökleri inletiyorlardı. “Bizim de milli bir marşımız olmalı” denildi. Ucuna para ödülü konulunca tabi topraktan biter gibi şair bitti memleketin her köşesinde… Biri vardı beklenen; ama o da ucunda para ödülü varmış diye gurur incitici bulup gelmiyordu işte…
Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi bu işin bir yere varamayacağını anlayınca kendisi gitti ve istedi Mehmet Akif’ten “Türk’ün İstiklal Marşı”nı… Paltosu bile olmayan Akif, para ödülünü almayıp; askerlere palto diken Dar’ül-Mesai’ye bağışlayacak ve o kış zatürre olacaktı.
Alıp karşısına Yüce Türk Milleti’ni şöyle diyecekti;
“Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet” dediğin tek dişi kalmış canavar?”
Sonra da hatırlatma yapacaktı bu vatan toprağı üzerinde yürürken neler düşünmesi gerektiğini;
“Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı,
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı,
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda.
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.”
Ruhu şad mekanı Cennet olsun... Saygıyla, minnetle...