“GİTTİ DE GELMEYİVERDİ” EVLADI FATİHAN TOPRAKLARI…”NE ZAMAN GELİR” BİLMEM Kİ…
-AZ DAHA GÜZEL SELİMİYE CAMİİ’Nİ GÖRMEK İÇİN BULGARİSTAN’DAN
“VİZE” ALACAKTIK…
-ARTIK ANADOLU TÜRK’E DAR GELİYOR!

Yakın tarihimizdeki iki HASAN TAHSİN hikayesi ilginçtir:
-Birinin koca ordusu ve bir ton silahı varken Selanik’i tek kurşun atmadan teslim etmiştir,
-Diğeri TEK BAŞINA Yunan ordusuna kurşun sıkmıştır.!
Ecdat der ya; MAYA MESELESİ...
Türk Tarihinin gördüğü en büyük vatan hainlerinden biri, belkide en büyüğüdür.! Şehirde 26 bin asker olmasına rağmen aşağı yukarı aynı sayıda askere sahip Yunan Ordusuna direnmemiştir bile..
Bu hain adam yüzünden bugün Selanik ve Batı Trakya bölgesine gitmek için VİZE alıyor olmamızın en birinci sorumlusudur.!
Allah’tan o mübarek SELİMİYE CAMİİ’nin bulunduğu Edirne’yi kahramanca Şükrü Paşa savunuyordu.
Yoksa Selimiye’yi görmek için Bulgaristan’dan vize alacaktık.
Boşuna dememiş Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK;
“-Bir ordunun kıymeti, zabitan ve kumanda hey'etinin kıymetiyle ölçülür”
Hasan Tahsin Paşa, Birinci Balkan Savaş'ında görev almış Osmanlı subayıdır. Messaria'da doğmuş bir Arnavut'tu.Yanya'da Yunan lisesinde okudu, akıcı bir şekilde Yunanca biliyordu.
Birinci Balkan Savaşı başladığı sırada Hasan Tahsin Paşa, Selanik'teki 8. Kolordu Komutanı olarak görev yapıyordu.
Prens Konstantin komutasındaki Yunan kuvvetleri, güneyden Selanik şehrine doğru ilerlemeye başlaması ve Yenice Muharebesinden sonra Yunan kuvvetleri Selanik'e doğru yaklaşmıştı…Kuzey-Doğudan da 7. Bulgar Tümeni'nin Selanik'e doğru yaklaşmaktadır.
Bunun üzerine Hasan Tahsin Paşa, Yunan komutanlarıyla anlaşarak, şehrin teslimi için görüşmelere başlar.
-Selanik şehri 26.000 Osmanlı askerinin ellerinden silahları alındıktan sonra Yunan ordusuna teslim edilir.
-Bu silahsız askerler 3.gün içerisinde Yunanlılar tarafından hepsi katledilir
Ve böylece Selanik, 550 yıllık Osmanlı egemenliğinden sonra Yunanistan’a devredilir.
-Yunanlılar, bu kolay başarıdan dolayı şımarmışlardı. Askeri ve Türk halkını kılıçtan geçirdiler.
-Halkı vaftiz etmeye çalıştılar. Osmanlı Askerlerden toplanan silahlar da şehrin girişine dağ gibi yığılmıştı.!
Kendilerinin korunacağını düşünen Türk askerleri, Yunan ordusu çapulcularına teslim edilmişti.!
Bu ihanet yüzünden Balkan Savaşındaki savunmamız çöktü ve Balkanları kaybettik.
Yunanlılar onu “milli kahraman” ilan etmiştir.! Hiç bir savunma yapmadan Selanik'i Yunan askerlerine teslim etmişti. Bu sebepten dolayı Divan-Harb tarafından vatan haini olarak gıyabında yargılanır ve idam edilmesine karar verilir.
-Fakat Yunanlar bu karara aldırmaz ve onu serbest bırakırlar.
-Önce Fransa'ya ve sonra İsviçre'ye gider.
-1918 yılında Lozan'da 73 yaşında ölür ve burada gömülür.
-1937 yılında Yunanistan'a yapmış olduğu hizmetinden dolayı mezarı Selanik'e taşınır..
Savaş esnasında emir subaylığını yapan oğlu Kenan Messare Yunan vatandaşı olur ve özellikle Balkan Savaşlarını resmettiği tablolarıyla tanınır. Diğer oğlu Kemal Mesarea ise Arnavutluk'a taşınır, daha sonra Arnavutluk'un Yunanistan büyükelçisi olarak görev yapar.
-Selanik’teki son Osmanlı güçlerinin komutanı Hain Hasan Tahsin Paşa’nın mezarı gayet özenle korunmuş…
-Yunan Kara Kuvvetleri’ne ait bir müzede bir Osmanlı paşasının mezarının bulunması, bu hainin Yunanlılar tarafından sevildiğini gösterir.!
Fakat tarih unutmaz!
MİLLİ VİCDAN hainleri tarihin çöplüğüne atar, onları cezalandırır.
-Sen 26 bin kişilik mücehhez bir orduyu bir mermi patlatmadan teslim et,
-Masum halkı yunan cellatlarının eline bırak ve sonra masuniyet perdesine bürün,
-Oğlunun yunan vatandaşı oluşu babasının “Yunan kahramanı” olarak mezarının Selanik’e getirilmesi,
-Vatan haini olduğunun gerekçesi olmaya yeterlidir.
Selanik'i biz ihanetle elimizle verdik...Biz Evlad-ı Fatihanda “BALKANLAR” isimli bir vatan kaybettik..
Yunan Ordusunu Dömeke’de perişan edip Atina önlerine kadar kovalayan bir ordunun böylesine teslim oluşu akıllara zarar.!
MORA:
-ÇOK DEĞİL BUNDAN İKİ ASIR
ÖNCE EZANIN OKUNDUĞU
BİR VATAN TOPRAĞI İDİ.
-MORA…500 YIL KADİM BİR TÜRK YURDU İDİ.
DERİZ Kİ;
-HAÇLIYA KARŞI KİNİNİ TAZE TUTMAYAN NESİLLER…KÖLE
OLMAYA, UŞAK OLMAYA
MAHKUMDURLAR.
1821 Tarihine kadar Mora'da ikiyüz bine yakın müslüman evlad-ı fatihan Türk yaşıyordu. Kan içici Türk düşmanı Rumlar “Kutsal Haç"ın çıkarılmasıyla harekete geçtiler.
Öylesine bir katliam yaptılar ki belki dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiştir.
Vandallıkta Moğollara bile rahmet okuttular. Moğolun bile bir savaş hukuku vardı. Yunan’ın ise insanı hiçbir değeri yoktu.
Kadın, erkek, yaşlı genç, çoluk çocuk önlerine kim çıkarsa acımasızca katlettiler. Mallarını yağmaladılar. Bütün mallarına çöktüler.
Bu soykırımın nasıl bir vahşete dönüştüğünü Rumlara yardım için gelen Batılılardan öğreniyoruz.
Batılı aydınlar geldikleri medeni seviyenin temelinde antik Yunan/Helen kültürünün olduğuna inandıkları için Mora isyanına Fransa, İngiltere, Almanya başta olmak üzere bütün Avrupa Rumlara insan, para, propaganda olmak üzere her türlü desteği verdiler.
Rumlarla beraber çarpışmak için Mora'ya gelen pek çok Avrupalı bunun bir “özgürlük mücadelesi değil de katliam olduğunu görünce” geri döndüler.
Sağduyulu olan, insanlıktan nasibini alanlar bu vahşeti bütün çıplaklığı ile anlattılar.
Amerikalı yazar Mc Charty, Mora isyanını anlattığı "ÖLÜM ve SÜRGÜN” adlı eserinde bunun bir özgürlük mücadelesi değil, sadece katliam olduğunu yazar. Kitabın adı “Ölüm ve Sürgün"dür ama ortada sürgün bile yoktur. Türklere sadece ölüm vardır.!
Aynı bugün Yahudi İsrail’n Gazze’de uyguladığı vahşet gibi!
Tripoliçe kalesine sığınan Türkler artık açlıktan bitab düşünce sürgün şartıyla teslim olmayı kabul ederler.
Ancak…Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in ataları sözlerinde durmadılar ve üç gün katliam yaptılar.!
Şehir cesetlerle dolup taştı.!
Rum komutanı;
“Şehri gezerken atımın ayağı toprağa basmadı."diye övünür.
Şahit olanların kanının donduran saldırılarda, şehirde bulunan Müslüman Türklerin 40 bine yakını 3 gün içinde vahşice öldürüldü.
Kin dolu Rumlar, Türk mezarlığını dahi kazıp, kemikleri çıkarıp yaktılar.
İsyancılar, kuşatma esnasında Türklere gayret vererek isyana karşı koymaya teşvik eden Tripoliçe Kadısı Halim Efendi’yi de üzerine yağ döküp yakmak suretiyle katlettiler.
Tarihe Mora İsyanı ya da Büyük Yunan İsyanı olarak kaydedilir.
Osmanlı devletinin devşirme devlet adamları olan biteni Anadolu'da aksi bir katliama sebep olur diye kamuoyundan sakladı.
Osmanlı Isyanla sonuna kadar mücadele etti ama muvaffak olamayınca:
-Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'dan yardım istedi.
-Durumu fırsata çeviren Kavalalı buralara vali olmak şartıyla yardım etmeyi kabul etti.
Durumu fark eden başta İngiliz, Rus ve Fransız Donanması 1827 tarihinde Navarin'de demirli olan Osmanlı Donanmasını anı bir baskınla yok etti.
Su uyur, düşman uyumaz diye boşuna dememişler.
1828 yılında yapılan Edirne Anlaşması ile Osmanlı Mora'dan çekildi. Yunan Krallığı kuruldu.
Geçen yıllarda Mora'da katliama destek veren bütün batılı güçler; İngiliz, Rus, Fransız, ABD temsilcileri hepsi bir araya geldi. Uçaklarıyla askeri güçleriyle Yunanistan'ın yanında olduklarını beyan ettiler.
Ey Türk Oğlu.!
-Mora katliam/soykırımını UNUTMA.! Orada şehid olan 90 bin katledilen kardeşini UNUTMA.!
-İzmirin işgalinden sonra üç sene Anadolu'da kalan, çekilirken Yunan Paryasının yakıp yıktığı yerleri de UNUTMA.! Eski Yunan diye diye hafızanı yok edenleri de UNUTMA.!
Elbet bir gün Yüce Türk Milleti Mora katliamının rövanşını alacaktır.
Bir Türk milliyetçisi olarak üzülmemek elde değil. Bugün değişen ne? Düşman aynı.. Zihniyet aynı…Hesap aynı…
-Güçlü olmak zorundayız.!
-Tarihimizi iyi bilmek zorundayız.
Tarih şuuru bir milletin geçmişte yaşadığı olayların hatırlanması ve kavranması ile oluşur. Maalesef yeni neslin çok büyük bir kısmının bu yakın tarihteki olaylardan bile haberi yok. Türk nesli nisyana mahkum edilmiş sanki...
Tarih şuurunun verilmesi yalnızca tarih dersleriyle sınırlı kalması ile mümkün değildir. Televizyon ve dijital dünyanın her bir unsurunu millî amaçlara yönelik kullanmayı başarmalıyız.
Birgün düşman sınıra dayandığında vatan sevgisinden uzak ve milliyetçilik duygusuna sahip olmayan bir nesil savaşmaz. Savaşmayanlar barışı da koruyamaz.
Tarihten ibret almak gerekir…Tarih okumak siyasetin laboratuvarı olduğu bir gerçektir.
İbn Haldun’un:
“-Suyun suya benzediği gibi mâzi ve gelecek de birbirine benzer" tespiti bu hakikati pekiştirmektedir.
Milli Şairimiz M. Akif'in;
-Târîh”i “tekerrür” diye ta’rîf ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi? dizeleri bu düşüncelerimizi daha da anlamlı hâle getirmiştir.
Bu itibarla, Milletimizin cevher-i asliyesindeki îman aşkını okumak ve yaşatmak en büyük görevlerimizdendir.
Sadi ŞİRAZİ’nin dediği gibi “uyumuş, uyumuşları uyandıramaz, birinizin uyanık olması lazım.”
Dönemin Osmanlı Devleti Hariciye Nazırı ASIM BEY Meclisi Mebusan’da çıkan bir tartışmada “BALKANLARDAN İMANIM GİBİ, NAMUSUM GİBİ EMİNİM.” diyor. HADİ BUYUR.!!
Yani öyle bir gaflet ve öyle bir delalet ki Balkanlar’daki fırtınadan kasırgadan adamın haberi yok.! Bu sözler harbin başlamasından birkaç gün öncesindedir.
Altay’dan Tuna’ya koca bir yükü sırtlamış bir milletin evladı olarak GAFLETİ gördükçe üzülüyorum.
Tarih Öğretmeni olarak muradımız;
-Bu gibi durumların sebep ve sonuçlarını çok iyi muhasebe edilip,
-Türk gencine ve nesillere çok iyi anlatmak gerekir.
Elbette Tarih aynı zamanda ders almak içindir. Hasan Tahsin gibileri her zaman olacaktır. İşte onları iyi tanıyıp Devletin kritik noktalarına getirmemek gerekir.
TSK’da 28 Tuğgeneral’den
21 tanesi FETÖ’cü hain çıkıyor. Düşünebiliyormusunuz...15 Temmuz’da Hakkari ve Şırnak’tan başlayan Hatay’da sona eren güney sınırlarımızı korumakta görevli tüm Tugay komutanları fetöcü.! Beton korunaklar ve gözle görülen beton kulelerin hiç biri rapor edilmiyor.!
Balkan ve 1.Dünya Savaşına katılan Türk Edebiyatının önde gelen hikaye yazarlarından asker-öğretmen Ömer Seyfettin savaşa katıldığı sıralarda içi acıyarak da olsa “günlük” tutarak işte böyle hainlerden dolayı “PİÇ” isimli hikayesini yazmıştır.
Ancak...Ömer Seyfettin Türk gençlerine Pembe İncili Kaftan’da “devletin itibarı ve onuru” için malından-parasından vazgeçen Muhsin Çelebi’nin yapmış olduğu fedakarlık ve kahramanlığını da kaleme almıştır.
Bizde...
Asker-öğretmen Ömer Seyfettin gibi hem kahramanları hem hainleleri kaleme alacağız ki;
İBRET ve DERS ALINA...
Tarihin her döneminde Türk'e ihanet edenlerin akibetleri kendileri gibi çirkef olmuştur. Hasan Tahsin Paşalar bitmez.
Osmanlı'daki gafleti bilen rahmetli Atatürk; Cumhuriyetle birlikte subay ve general yetiştirmek üzere orduya, polis yetiştirmek üzere dahiliye vekaletine alınacaklar da köken araştırmasını ilke olarak devletin prensipleri arasına yerleştirmiştir.
Bu prensipler 12 Eylül’den sonra gevşetilmiştir. Türk ordusunda sevk ve idareden sorumlu komutan arı duru Türk olmalıdır.Bu bir güvenlik meselesidir ırkçılık değildir.
Bu manada Hasan Tahsin Paşa gibiler içeriye sızmış düşman unsurudur…Ne yazık ki tarihimizde bu dönmelerden bir hayli çoktu.
İçte ve dışta milyonlarca Türk düşmanı ile bir arada olmak da bizim kaderimiz olsa gerek.
Haçlıya karşı kinini taze tutmayan nesiller köle olmaya, uşak olmaya mahkumdur.
Bu coğrafyada kalbinde yunan, ermeni ve rus’a kin taşımayan; Vatan, yurt tutamaz! BİLESİNİZ!
Terörsüz Türkiye Sürecine çatlak sesler çıkaranlara deriz ki:
İkinci bir Endülüs (711-1492) ve Balkanlar (1354-1913) olmamak için iç barışın sağlanması gerekiyor…Satrançta bir hamle değil en az üç hamle ötesini görmektir. Bizim Bilge Liderimiz Devlet Bey yanlış hamle yapmaz…
Dün İngiltere ve Haçlı Avrupa Atatürk’ü Türk Milletinin gözünden düşürmek için her türlü iftirayı atarken bugün ABD’li Yanki ve piyonu kefere Hristo Yunan “milli ve yerli” olan değerli insanlara ve kurumlara cephe almış durumdalar.
Allah içimizdeki hâinlere fırsat vermesin. 15 Temmuz’da helikopterle Yunanistan'ı kendileri için emin bir sığınak görmeleri herşeyi izah etmeye yeterli. Ülkemizin gemi farelerinin birgün Yunan, Amerikan vb büyükelçiliklerine sığınmalarına şaşırmayalım.
Bugün muhalefette bulunan liderimsiler “BEKA SORUNU YOKTUR” diyenler ne bölgemizdeki gelişmelerden ve nede dünyadaki gelişmelerden bi haber ZAVALLILARDIR.
Bence “BEKA Sorunu yoktur” diyen liderimsi genel başkanların ZEKA Sorunu var! Kesin, net!
Hiçbir ülke başka bir ülkeden lütuf bekleyerek yaşayamaz. Güçlü olamayan ülkeler başkalarının emir kulu kölesi olarak yaşarlar.
Gaflet ve dalalet içindeki devlet adamları “devletin beka sorunu yok” diye diye devletin sınırları 1699 Karlofça Antlaşmasından iki asır sonra 1921’de Sakarya Nehrine kadar çekilmiş, küçücük bir Anadolu’ya sıkışıp kalmışız.
ABD ve AB kemiğini yalayanlar bilsin ki;
-ARTIK ANADOLU TÜRK’E DAR GELİYOR!
Dün...”Batı hayranlığı” ile Avrupa başkentlerine bağlı olanların gaflet içerisinde olmaları sebebiyle bereketli evlad-ı fatihan topraklarımız kaybedilince, Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın soyundan gelen Dışişleri Bakanı Tarihçi Ord.Prof.Dr.Fuad KÖPRÜLÜ Hocamız yazdığı TUNA Şiirinde der ki;
“Tuna boylarında sıra selviler,
Tan yeli estikçe sessiz ağlarmış,
Gül bahçelerinde baykuşlar öter,
Şu viranelikler eski bağlarmış.”
BU HAFTA SONUNDA SÖZÜN ÖZÜ CANLAR…
Dedem Korkut Ata’dan ilham alarak
niyaz ederim ki:
-Yerli kara dağlarınız yıkılmasın,
-Gölgeli kaba ağacınız kesilmesin,
-Taşkın akan güzel suyunuz kurumasın,
-Rabbim sizleri gem gözlerden, nazarlardan, belalardan, kötü niyetlerden her zaman esirgesin.
Uzaktan dertleşenlere, yurdu yaşatmak için can vermeye hazır olanlara Meram Bağları’ndan;SELAM OLSUN…🌹🇹🇷🌹
31 Ocak 2026
Taş Medreseli
Tarih Öğretmeni
Ali KUZENCİK