Bu hikayeden sonra şu bilgi ve hatıratta kayıtlara geçsin..
Anam rahmetlinin babası Nuri Kaaa yada Kayaa (öyle söylenir ki, bizim oralarda kahyanın/muhtarın söylenişi böyledir)
Dedem Suriye-Filistin cephesine savaşmak üzere gönderilir.. Yıl 1915'tir. Orada İngilizlerle çarpışırken bir şarapnel parçasıyla sırtından ağır yaralanır ve esir düşer..(Ki, kırklı yıllarda çocuk olan anam, dedemin sırtındaki o yaranın çukuruna "bizim yumruğumuz girerdi" derdi..
Neyse..
Yaraları tedavi edilir. Kaybedilen ve 3 yıl süren bu savaşta düşmana verilen 78.735 esir askerimizden biri olarak esirlik hayatı başlar..
Dedemin anama anlattıklarına, anamın ise bize naklettiğine göre;
İngilizler, savaş esirleri kaçmasın diye gözlerine ilaç sıkarlar..
Bu ilaç sıkma işi ara ara tekrarlanırmış.. Ki, bu yüzden esirler 3 adım ötesini göremezlermiş.. Dolayısıyla, yaptıkları bu uygulama nedeniyle kaçmaları neredeyse imkansızmış..
İngilizler dedem de dahil bunları zaman zaman sırtlarına birer çuval vererek "dağ tavuğu"da dedikleri tosbağa (kaplumbağa) toplamaya gönderirlermiş..
Çoğu yeri çöl olan dağlarda buldukları tosbağayı getirdiklerinde medeni(!) İngiliz askerleri taşlara vurup, kabuğu kırar ve hayvanın kanını içer, etini de pişirip yerlermiş..
Hülasa, Dedem savaş bittikten sonra yapılan esir değişimi sonucu yıllar sonra köye ancak dönebilmiş..
Savaş bitip, yurdumuz kurtarıldıktan sonra, Gazi madalyası ile maaş teklifini, "çok şükür yurdumuz kurtulup, esaretimiz bitti üstelik benim tarlam, tapum var" diyerek kabul etmemiş..
Bu aziz vatan için varını yoğunu ortaya koyan bütün şehit ve gazilerimiz gibi dedemin yattığı yer nur olsun…
Harun KILIÇ
Gazeteci-Yazar
ANKARA
Not: Babamın dedesi Abdullah oğlu Molla Ahmet ve Kardeşi Mustafa Çanakkale savaşlarına katılmış, Levazım subayı olan Molla Ahmet dedem gazi, (mezar taşı yazılı) Mustafa dedem ise şehit düşmüştür..
Ki, onları da rahmetle, minnetle ve tazimle anıyorum..
Ruhları şad mekanları cennet olsun inşallah..