-RAMAZANI YAŞAMAK…
-MÜBAREK RAMAZAN AYI’NIN ARİFESİNDE “YOKU DÜŞÜNEBİLMEK”.
Yıllardır “orucu ne bozar” sorusunun
cevabını dinlediğimiz kadar Türk
Milletinin âlimini, gönül ehlini, Allah
dostlarını, ecdadın hayatını
dinleseydik ne çok şey öğrenirdik.
O zaman kolay olurdu birlikte, hoşgörüyle, yargılamadan, herkesi kucaklayarak yaşamak.
“Ramazan'ı yaşamak” tabiri bu günlerde sık kullanılanlar arasında. Sahi ne demek bu? Nasıl yaşanır Ramazan.?
On bir ayın kefaretini “tek bir ayla öderim” gibi bir algı yanlış olsa gerek.
Çünkü Ramazan ayın özelliği farkındalığı arttırmak, bütün güzelliği de bunu, bütün yıla yaymak.
İnsandan hayvana, oradan doğaya süzülen manevi bir dünyanın sarmaşık gülü misali.
Boğazından lokma geçmesiyle ya da bir yudum su sızmasıyla bozulmasından ziyade gönülleri terbiye, nefse hükmetme, ruha hürmet adabıyla örülmüş bir ruh halidir söz konusu olan.
Empati yapabilmektir en basit haliyle.
-Ramazan Ayı’nın gelmesiyle “YOKU”
düşünebilmektir.
-Yoku yaşayanın halinden anlayabilmektir.
-Yetim başını okşayabilmektir.
-Akşam Meram Bağlarına dönerken Havzan Taş Fırınının pide kokusunu ihtiyacı olanla paylaşabilmektir.
-Bütün fiziksel zorluğuna rağmen gülümseyebilmektir.
-Larende ve Zindankale çevre trafiğinde “YA SABIR” çekebilmektir.
-Gürültüde değil de huzurda buluşmayı dilemektir.
Aklına gelmeyen onlarca detayın gün yüzüne çıkıp, hayatı güzelleştirmesidir.
-Canının çektiği ufacık bir şeyi bile Meram/Onkoloji odasında kemoterapi alırken değilde hasretle sofrada evlad-ı iyâlinle birlikte beklemektir.

Akla başka bir sürü şey gelebilir:
-Edep giysisiyle salınan fikirlere özenmektir,
-Bir çayın deminde kurulan sohbetlerle beslenmektir.
Tabii orucu da beslemek gerekir:
-Ruh bir ayetin harekesiyle,
-Meram Bağları’nda Davûdî ses tonuyla müezzinlerin okuduğu ezanın davetiyle,
-Tesbihin kokulu boncuğuna bıraktığın bir selamla doyabilir.
-Güzel söz, samimi bir edayla coşar.
İnanın işin özü senin ne yiyip ne yemediğin değil. Ramazan dediğin de yemek festivali hiç değil.
O yüzden ruhunuzu dibe çekecek her şeyi bir kenara bırakın. Atın üstünüzdeki fazlalıkları.
Her Cuma hutbesinden hemen sonra imam efendi tarafından okunan NAHL Suresi 90.ayette Cenab-ı Allah buyuruyor ki;
“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder…HAYASIZLIĞI/FENALIK VE AZGINLIĞI DA YASAKLAR…O düşünüp tutasınız diye öğüt veriyor.”
-Evde odun yok,kömür yok, tenekede yağ yok, çuvalda un yok...
Bu durum…Bir babanın evlatlarının yanındaki halet-i ruhiyesi düşünmek bizi Meram Bağları’nda oturduğumuz sıcak odayı zemheriye çevirir!
-Psikolojik, sosyolojik bilimleri bir arada barındırır bu durum…
Milli şairimiz M.Akif’in en çok önem verdiği, durmadan işlediği konulardan birisi de mili birlik ve beraberlik ruhudur.
Çünkü ona göre bir milleti bölmeden-parçalamadan yok etmek mümkün değildir.
Milli birliği geliştirmenin yollarından birisi de insanların birbirleriyle yardımlaşması, birbirlerini iyi ve kötü günlerinde ziyaret etmeleridir.
SEYFİ BABA şiirinde o gece yarısı çok zor şartlarda bir hasta dostunu ziyaret etmekte, onun hastalığıyla adeta perişan olmaktadır…Çıkarken ona bir kaç kuruş yardım etmek ister, ama kesesi boştur. Boynu bükülür. Bunun üzerine Akif;
“YA HAMİYETSİZ (Merhametsiz yaratılmak) OLAYDIM, YA PARAM OLAYDI.”demekten kendini alıkoyamaz.
Akif, İslamı ve Türklüğü nefsinde toplamış bir kişi olarak yetişecek nesillerin garip-gurebaya, fakir-fukaraya sahip çıkılmasını istemiştir.
Çünkü bu insanlar VATANDIR. Sahibi olmayan vatan batmaya mahkumdur.!
SADİ ŞİRAZİ der ki;
“-Ta ki ez mehnet-i digâren
bagemi,
Ne şayet ki named nehend
ademi.”
“-Başkalarının mutsuzluğuna karşı GAMSIZ kalırsan...Sana İNSAN demek yakışık olmaz.”
Gönlümün “Şeyh Edebâli’si” olan milli şairimiz M.Akif ERSOY der ki;
“Değil mi cephemizin sinesinde iman bir;
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir;
Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz,
Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz.”
Yaşadığı şehrin arka sokaklarını onun kadar yansıtanı bulmak zordur. O asırlarca ihmal edilmiş insanlarımızı ön plana çıkarır...
Bunu yaparken nutuk çekmek değil, yaşayarak yahut hayatın içinden bir sahneyi bir nevi izleterek bizlere aktarır.
“Kanayan bir yara gördüm mü
yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,
Adam aldırma da geç git diyemem aldırırım,
Çiğnerim, çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım..!”
Allah ondan RAZI olsun...
“Aldırma...Geç-git” diyenlere MAUN suresini hatırlatırız;
“Yoksulu doyurmaz ve onlar en küçük bir yardımı da engellerler.”
Malın, mülkün ve makamın derdi vardır. Allah mal-mülk,makam-rütbe derdiyle imtihan etmesin kimseyi... Mal ve servet insan için bir imtihandır.! Oysa ki “dünya malı” çarpılır, bölünür, çıkarılır, toplanır ve 5 metre beze dayanır.
Anadolumuzda gönül tellerimizi titreten güzel bir türküsü vardır;
“Kadir Mevlam senden bir
dileğim var,
Beni muhannete muhtaç
eyleme,
Yedi deryalara gark eyle
beni,
Yine de muhannete muhtaç
eyleme.”
Bakın...Ruhî-i Bağdadî' der ki;
“Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler / Yevme lâ yenfeu’da kalb-i selîm isterler..."
“-Ey hoca sanma ki senden altın ve gümüş isterler. Hiçbir şeyin fayda vermeyeceği günde tertemiz ve sapasağlam bir kalp isterler.”
Zaman gelip geçiyor... Dur demek kolay değil...Göz açıp kapayıncaya kadar mübarek Ramazan Bayramına da Rabbim kavuşturur inşallah.
Depara kalkıp iyiliğe koşacak ruhunuzu hantal düşüncelerle yavaşlatmayın.
Eğer kalbte darlık ve üzüntü, vücutta bitkinlik ve halsizlik, rızıkta eksiklik ve bereketsizlik olursa, bunun boş ve yersiz konuşmalardan meydana geldiği bilinmelidir.
Harputlu Fatma teyzenin;
“-DÜĞÜNE ÇAĞIRSALAR
GİTMEYELİM…
-ÇAĞIRMASALAR KÜSELİM”
diyen Harputlu Fatma Teyzenin “herşeyden şikayet eden” halet-i ruhiyesinden bir an önce kurtulalım.
Mesnevi’de Hz. Pir ne de güzel der;
“-O kadar çok koşmayın, o kadar çok yorulmayın, şu yerin altında ÇIRAK ne olmuşsa, USTA da o olmuştur.
-Haydi gelin bu Ramazan farklı olsun. Asabi yüzümüzü gülümsetmekle işe koyulalım.
-Hem gülmek için illa tok mu olunmalı.? Aklınıza gelsin aylarca bir lokmayla mutluluk saçan insanları.
-Sonra selam verelim. İngiliz ve Rus soğukluğu misali asık suratlarla fethedemezsiniz hiçbir kaleyi..
Kötü davranmayalım birbirimize.
Sabır diyelim, kontrolü kaybedeceğimiz her anda “YA SABIR” diyelim.
SABIR:
-Her zorluğun kapısı.
-Her zorluğu aşmadaki anahtarıdır.
-Tahammülü zor ve nefse ağır gelen şeylere katlanmak ancak sabır ile olur.
“Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara/153)
Sonra yardım edelim, ettirelim. Birbirimize faydamız olsun. Ramazan Ayının özü de bu değil mi zaten?
Hatırlamak, biribirimizden haberdar olmak. Mideni boş bırakırken dilimizi doldurmayalım kötü sözlerle.
Yalana yaklaşmayalım.
Geçmişte olduğu gibi gençlik yıllarımızın Sinanpaşa Mah’de Çörekçi’nin kahvehanesinde kağıt oynayanların yenilince bir müddet sonra kavga ederek birbirimize saydırmayalım.
-Şer odaklı olmayalım ki dünyada nefret tohumunu üretmeyelim.
Umreye giden Ankara İlahiyattan akademisyen bir ülküdaşım Uhud Dağı’na uzun uzun bakıp sormuş;
-Okçular tepesini terk eden sahabeler kimdi?
Cevap yok..
Tekrar etmiş..
-Okçular tepesini terk eden sahabeler kimdi?
Sonunda dostları mahçup bir şekilde;
“-Bilmiyoruz hocam” demişler.
İşte o an her birimizin beynini, kalbini titretmesi gereken şu kelamlar dökülmüş dilinden..
-Okçular tepesini terk eden sahabeler kimdi? İnanın bunu ben de bilmiyorum...
Aslında hiç kimse bilmiyor.
Bu asla İslam tarihinde de yazmaz..
Hatta o okçular kimdi öz çocukları da bilmez, eşleri de bilmez.
Çünkü Ashab-ı Kiram kimseye söylememiş, saklamış. Ağızlarından bu konu hakkında hiçbir şey çıkmamış.
Hatta ve hatta yıllar sonra Cemel, Sıffın gibi hadiselerde birbirlerine ters düştükleri vakitlerde bile;
“-Sen zaten Uhud'da da tepeyi terketmiştin!" dememişler...
Orada dahi birbirlerini hataları ile vurmamışlar.
Bu nasıl güzel bir ahlak böyle...
Bizler Uhud'un aslında bir yenilgi değil zafer olduğunu yeni anladık.. Yaaa işte böyle aziz canlar.
Yılların tecrübesi ile deriz ki;
Asıl marifet, bahar aylarında veya yaz mevsiminde değil,
kışın açabilmektir.
Gazze’de, Suriye’de…Birileri yeterince serpmiş, toprak yağmurdan sonra bile barut kokuyorken bir felaket halkası da biz eklemeyelim.
Aynı bağın bülbülüyüz biz. Güle birlikte yanarız, yeter ki gaflete düşüp de dikene kurban gitmeyelim.
Hoşgörü elbiselerimizi ütüleyelim güzelce. Bayram sabahını bekleyen masum birer çocuk gibi neşeyle ağırlayalım mübarek Ramazan Ayını.
İşin özü canlar, aslında bütün ömür yapmamız gerekenleri sadece bu aya özelmiş gibi nakletmeyelim.
Orucu ne bozardan ziyade bizi ne bozar ona odaklanalım.
Akşam dergaha dönen dervişe iki soru sorulurmuş:
1-Bugün kalp kırdın mı.?
2-Namazlarını kıldın mı.?
Birinci soruya EVET diyen dervişe ikinci soru sorulmazmış.
Bu soruyu soracak tekke kalmadı bugün. Ama soru eskimez ve her asırda güncelliğini kaybetmeyecek
bir soru.
Hz. Bilal (r.a) ezan okuyuşunda
yakarışla “Hayye”yi…”Heyye” diye okurdu…
Bu nedenle Dırar Mescidi’nin münafık tipleri geldiler…dediler ki;
“Ey Peygamber...Ey Yaratıcının Elçisi… Güzel söyleyen müezzin getir.!
‘Hayye ale’l felah’ sözünü hatalı okumak ayıptır.!”
Sevgili Peygamberimiz öfkelendi;
“Ey alçaklar.! Allah katında Bilal’in ‘Heyye’si’ yüz Hayye ve dedikodudan daha iyidir.!”
Bu yüzden deriz ki;
-Dervişliğiniz yoksa…
-Fitne, fesat, münafık iseniz…
CİHANGİR OLSANIZ NE YAZAR.!
KİBİR...Kendini beğenme ve bir nevi hastalık belirtisidir. Bu ya aşağılık duygusu denilen bir saplantının değişik bir biçimde tezahürü veya cehaletin, aldanmanın bir sonucudur.
KİBİR…Kabalığın, hamlığın, yetişmemişliğin, hayalperestliğin tezahürüdür.
Kerameti kendinden sanma;
-Güneş, sen olmasan da doğup batacak.
Bari bu Ramazan’da şu güzel dinimiz İslam'a kafamızdakileri giydirmeyelim olmaz mı.?
Yunus’un dediği gibi:
“-Ete, kemiğe büründük, Yunus diye göründük”.
-Ya da Mevlana’nın dediği gibi: “hamdık, piştik, yandık elhamdülillah”. Gerisi laf-ı güzaf.
Deriz ki Canlar…İdrak penceresi açıksa bir esinti yeter insana, değilse fırtına esse nadan olan hikmetine müdrik olmaz.
İnsanlarımıza malumun ilanı daha kolay geliyor galiba.
Geçen sene Cuma hutbesinde imam efendinin Ramazan Ayı’nın faziletinden ziyade orucu bozan şeylerden bahsetmesi gibi…
-Mübarek Ramazan Ayı evlerimize bereket getirsin inşallah.
-Rabbim bizlere Ramazan'ın feyzinden ve bereketinden istifade etmeyi nasip eylesin.
-Sevgiyle kalın...Evinize BUĞDAY
(Bereket/huzur) yağsın inşallah.
-HAYIRLI RAMAZANLAR…
Meram Bağları’ndan;
SEVGİLER
🌹🇹🇷🌹
17 Şubat 2026
*Taş Medreseli Tarih Öğretmeni:
Ali KUZENCİK