Terörsüz Türkiye…
TRÇ İttifakı…
Bu başlıklar, MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin Ortadoğu’daki gelişmeleri önceden görmesi ve Türkiye’yi, bölgemizi bekleyen tehlikeler karşısında geliştirdiği stratejilerin bir yansımasıdır.
Nitekim Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü de bu bakış açısını ifade eder:
“Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir; muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lazımdır.”
“Terörsüz Türkiye” sürecinin başlatıldığı dönemde, ABD destekli İsrail’in Gazze’deki katliamı sürüyor ve bölgede yayılmacı politikaları devam ediyordu. Suriye’de Beşar Esad rejiminin devrilmesiyle birlikte, ABD ve İsrail’in desteklediği terör örgütü YPG’nin işgal ettiği bölgelerde de ciddi bir hareketlilik yaşanıyordu.
ABD ve İsrail, bölgede birçok ülkeyi bombaladığı gibi komşumuz Suriye ve İran üzerinde de bombalama eylemleri gerçekleştirdi. İran’da rejime, Suriye’de ise yeni yönetime gözdağı vermek amacıyla bu hukuksuz saldırılara başvurdular.

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli de tüm bu gelişmeler ışığında şöyle demişti:
“Türkiye’nin, bölge ve dünya güçlerinin politikalarının düğümlendiği ve çözüldüğü jeopolitik bir konumda bulunmasından dolayı; bilhassa Ortadoğu’daki çetin atmosferi de hesaba katarak tehlikelerin arttığını, etrafımızın sarıldığını görmek ve buna göre tedbir almak ertelenemez müşterek bir görevimizdir.”
Bu değerlendirmeyle birlikte, terör örgütlerini taşeron olarak kullanan ABD ve İsrail’in oyununu bozmak amacıyla önce “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” süreçlerini gündeme getirmiştir.
İlerleyen aylarda ise şu sözlerle TRÇ ittifakı önerisinde bulunmuştur:
“Dünyaya meydan okuyan ABD-İsrail şer koalisyonuna karşı; akla, diplomasiye, siyasetin ruhuna, coğrafi şartlara ve yeni yüzyılın stratejik ortamına en uygun seçenek ‘TRÇ’ ittifakının inşa ve ihya edilmesidir. TRÇ ittifakının da Türkiye, Rusya ve Çin’den müteşekkil olması arzu ve önerimizdir.”
Bugün İran’a yönelik ABD ve İsrail’in başlattığı saldırılar ve savaşın bölge ülkelerine yayılma riskinin arttığı bu atmosferde, TRÇ ittifakına dair önerinin ne kadar önemli ve hayati olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.
Sayın Devlet Bahçeli, “TRÇ ittifakı” önerisini dile getirdiğinde hem Rusya hem de Çin nezdinde büyük ilgi görmüştü. Ancak içimizdeki bazı kesimler, kör Batıcılık anlayışının etkisiyle bu öneriye burun kıvırmıştı.
Çin’in Ankara Büyükelçisi Ciang Şüebin ise şu açıklamayı yapmıştı:
“Sayın Bahçeli’nin söz konusu önerisini not ettik ve öneriyle ilgili bazı tartışmaları da duyduk. Şanghay İşbirliği Örgütü, BRICS ve G20 gibi çok taraflı çerçevelerde de Rusya ve Türkiye ile yakın iletişim ve iş birliğini sürdürüyoruz. Çin, gelecekte de Rusya ve Türkiye ile temas ve iş birliğini daha da pekiştirmeye devam edecektir.”
Rusya’nın üst düzey yöneticileri de bu süreçte Sayın Devlet Bahçeli ile diyaloga geçmişti.
ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku yine yok sayarak İran’a saldırı başlatması, Sayın Devlet Bahçeli’nin dile getirdiği “TRÇ ittifakı” önerisinin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Böyle bir ittifakın varlığı, bölge için güçlü bir güvenlik duvarı oluşturabilirdi.
Tüm bunlar günübirlik düşünülmüş stratejiler değil; dünyanın ve bölgemizin gidişatını, değişen güç dengelerini ve ortaya çıkan kaosu dikkate alarak alınması gereken tedbirlerin bir yansımasıdır.
Geçtiğimiz günlerde, resmî bir açıklama yapılmamış olsa da MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin; İsrail’in Gazze’de başlattığı soykırımdan bu yana sürekli bombaladığı Lübnan’a ilişkin bazı düşünce ve hazırlıklarının kamuoyuna yansıdığı görüldü.
Bunlardan biri de uzun yıllardır yönetim ve ekonomik istikrarsızlık yaşayan, ayrıca İsrail’in işgal etmeyi düşündüğü ifade edilen Lübnan’ın; sınır ve tarihsel bağlarının bulunduğu Suriye ile birleşmesi yönünde iç dinamiklerin harekete geçirilmesi düşüncesidir.
Bu gelişmeyi AHaber’de Çoşkun Başbuğ, TV100’de de Ahmet Yeşiltepe kamuoyuna duyurmuştur. Daha sonra birçok haber kanalı bu gelişmeyi paylaşmıştır.
Böyle bir gelişme hayata geçerse İsrail’in tüm planları bozulacaktır. Lübnan’ın Suriye’ye katılması; İsrail’in hareket alanını daraltmak ve işgal ettiği Golan Tepeleri’nden çıkması için bir baskı atmosferi oluşturmak anlamına gelir. “İran’dan sonra sıra Türkiye’de” diyenler için ise Lübnan hamlesi adeta çekilmiş bir kılıç olacaktır.
Bu stratejik düşünceyi güçlendirmek gerekmektedir. Siyonizme karşı vurulacak önemli darbelerden biri de Lübnan’ı böyle bir stratejiyle kurtarmak olabilir.
Mesele aslında ABD ve İsrail’in haydutluklarına karşı dünyayı ve bölgeyi koruyacak stratejiler üretmektir. Bu aynı zamanda böyle bir bilinç ve farkındalığın dünya kamuoyuna gösterilmesi anlamına da gelmektedir.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin yaklaşımı da aslında tarihten referans alan bir duruşu yansıtmaktadır. Osmanlı devletinde Nizam-ı Âlem (dünyanın düzeni) ülküsü vardı. Bu kavram; dünyadaki kaos ve karışıklıkları gidererek barışı, adaleti ve ilahî düzeni (İ‘lâ-yı Kelimetullah) sağlama ülküsünü ifade eden tarihî bir anlayıştır.
Tüm gelişen hadiseler göstermektedir ki ABD ve İsrail, sadece İslam dünyası için değil, insanlık için de bir tehlike oluşturmaktadır. Dünyanın el ele vererek bu gidişata dur demesi, küresel huzur ve barış açısından büyük önem taşımaktadır.
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu stratejiler ise merkezine Türkiye’yi alarak, dünyaya böyle bir denge ve istikrar kazandırma ülküsünü taşımaktadır.