Dr.Oğuz POYRAZOĞLU / AKIL PENCEREMDEN

Tarih: 12.01.2026 15:09

Türkiye’yi Birlikte Düşünmek

Facebook Twitter Linked-in

Enflasyon, büyüme, kur… Hepsi önemli. Ama toplumun asıl sorusu daha basit: “Bu ay nasıl geçecek, gelecek yıl nasıl plan yapılacak?”

Rakamlar neyi ölçer, hayat neyi yaşar?

Ekonomi konuşurken çoğu zaman grafikler öne çıkar: büyüme, enflasyon, faiz, bütçe açığı… Bunlar devlet yönetimi için vazgeçilmez göstergeler. Fakat toplumun geniş kesimleri ekonomiyle asıl olarak “günlük hayat” üzerinden temas eder: kira, gıda, ulaşım, eğitim masrafı, kredi taksidi, iş güvencesi.

Bu nedenle “rakamların ötesi” dediğim yaklaşım, istatistiği küçümsemek değil; istatistiğin hayatla temas ettiği noktayı görünür kılmaktır.

Günlük hayatın ekonomisini belirleyen üç eşik

1) Barınma ve kira baskısı
TÜİK’in bölgesel tüketim harcamaları bülteni, hanehalkı bütçelerinde temel kalemlerin bölgelere göre ciddi farklılıklar gösterebildiğini, özellikle gıda payının bazı bölgelerde çok yükseldiğini ortaya koyuyor.  
Bu tabloyu “kira–barınma” ile okuduğumuzda şu gerçeğe ulaşıyoruz: Günlük hayatın ekonomisi, en çok zorunlu harcamaların (barınma, gıda, enerji) sıkıştırdığı yerde sertleşiyor.

2) Gıda ve zorunlu tüketim
Gıda payının yükselmesi, genellikle “gelir esnekliği”nin düştüğü; yani hanelerin tercih alanının daraldığı dönemlerde belirginleşir. Bu, ekonomik stresin en sade göstergelerinden biridir: Seçim alanı daralırsa, hayat pahalılaşmış demektir.

3) Beklenti ve güven
Günlük hayat, sadece bugünkü fiyatlardan değil, “yarın ne olacağı” beklentisinden etkilenir. Merkez Bankası’nın Enflasyon Raporu’nda 2025 yıl sonu için tahmin aralığının %31–%33; 2026 yıl sonu için %13–%19 olarak ifade edilmesi, dezenflasyon patikasına dair resmi çerçeveyi gösteriyor.  
Ancak beklenti yönetiminde kritik mesele şudur: Tahmin patikası ile hanehalkının hissettiği fiyatlar arasındaki fark büyürse, güven zayıflar.

Ulusal belgeler bize ne söylüyor?

Türkiye’nin ana politika metinleri, yalnız “makroyu düzeltmek” değil, aynı zamanda refahı kalıcı kılmak zorunda. Bu çerçevenin en temel dayanağı On İkinci Kalkınma Planı (2024–2028). Planın vizyon cümlesi; “ileri teknolojiye dayalı yüksek katma değer üreten, geliri adil paylaşan, istikrarlı, güçlü ve müreffeh bir Türkiye” hedefini açıkça koyuyor.  

Bu vizyonun günlük hayata tercümesi şudur:

· Enflasyonun düşmesi kadar, gelirin satın alma gücünün toparlanması

· Verimlilik artışı kadar, zorunlu harcama baskısının yönetilmesi

· Büyüme kadar, geçim hissinin iyileşmesi

Sonuç: Ekonomiyi “hayat cümlesi” ile okumak

Rakamları konuşacağız; ama rakamı hayatın içinden anlamlandıracağız. Çünkü ekonominin toplumsal meşruiyeti, grafikten değil, mutfaktan geçer.

Bir sonraki yazıda, günlük hayatın ekonomisini bir üst katmana taşıyacağız: “Orta sınıf” ne durumda? Daralıyor mu, şekil mi değiştiriyor? Ve bu dönüşüm, Türkiye’nin sosyal dengelerini nasıl etkiliyor?

Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Milli Ses – Akıl Penceremden Köşe Yazarı
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
E-posta: opoyrazoglu@gazi.edu.tr


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —