Dr.Oğuz POYRAZOĞLU / AKIL PENCEREMDEN

Tarih: 05.01.2026 05:13

Türkiye’yi Birlikte Düşünmek Küresel Sistemde Türkiye’nin Yeri

Facebook Twitter Linked-in

AKIL PENCEREMDEN  
Türkiye’nin Yarınları: 9 Hafta, 27 Yazı

Bu yazı dizisi, 2025’ten 2026’ya geçerken, 2026 yılının ilk dokuz haftasında Türkiye’nin bugününü ve yarınını birlikte düşünmek için bir davettir. Her hafta gün aşırı-Pazartesi, Çarşamba ve Cuma- üç yazı boyunca; gündemin hızına kapılmadan, veri ve belgelere dayalı, serinkanlı ve tutarlı bir çerçevede Türkiye’nin temel meselelerini ele alacağız.

Dizinin rotası dokuz ana temada ilerliyor: Türkiye’nin küresel sistemdeki konumu, ekonominin günlük hayattaki karşılığı, eğitim ve insan kaynağı, toplumsal yapı ve değerler, teknoloji ve dijitalleşme, dış politika ve güvenlik, şehirler ve yaşam kalitesi, kültür–medya–algı dünyası ve 2026’ya bakarken gerçekçi bir yol haritası.

Bu dizide amaç, kesin doğrular dayatmak değil; doğru soruları çoğaltmak, farklı pencereler açmak ve ortak akla katkı sunmaktır. Çünkü Türkiye’nin yarınları, yalnızca cevaplarla değil; düşünme disipliniyle, kavramların berraklığıyla ve birlikte konuşabilme olgunluğuyla kurulur.

***

Akıl Penceremden: Türkiye’yi Birlikte Düşünmek

Küresel Sistemde Türkiye’nin Yeri

Bu hafta, “Türkiye nereye gidiyor?” sorusunu küresel sistemin içinden okuyacağız: Türkiye’nin yeri, değişen dünya dengeleri, yeni riskler ve “umutlu gerçekçilik” meselesi… Üç yazı boyunca, duygusal tepkiler yerine serinkanlı bir çerçeve kurarak büyük resmi netleştirmeyi amaçlıyoruz.

Türkiye’nin geleceği, yalnızca iç gündemle değil; değişen küresel düzen içinde nerede durduğumuzu doğru okuyabilmekle şekillenecek.

Yeni yıl eşiğinde, aynı soru

Yeni bir yıla girerken “Türkiye nereye gidiyor?” sorusu, toplumun geniş kesimlerinde ortak bir merakın ve haklı bir ihtiyacın ifadesi: Dünyada oyun yeniden kurulurken, Türkiye hangi masada, hangi rol ile yer alacak? Bu soruyu sağlıklı cevaplamak için önce duyguyu değil, zemini konuşmak gerekir: küresel sistem, ulusal hedefler ve kapasite.

Küresel sistem: tek merkezden çok merkeze

Bugünün küresel sistemi, tek bir merkezin belirlediği bir düzen olmaktan çıktı. Ticaret, teknoloji, güvenlik, enerji ve finansman başlıkları farklı eksenlerde ilerliyor. Dünya Bankası’nın 2025 değerlendirmesi bu iklimi net anlatıyor: “Uluslararası anlaşmazlık—özellikle ticaret—… politika kesinliklerini altüst etti.”

Bu “belirsizlik ekonomisi”, dışa açık ülkelerde iç dengeyi daha hassas hale getiriyor.

Türkiye’nin kendi belgesi ne söylüyor?

Türkiye’nin küresel sistemdeki yerini konuşurken “Türkiye’nin hedefi ne?” sorusunun cevabı, en açık şekilde On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028) metninde çerçeveleniyor. Planda vizyon şöyle ifade ediliyor:
…ileri teknolojiye dayalı yüksek katma değer üreten, geliri adil paylaşan… güçlü ve müreffeh bir Türkiye.”

Bu cümle, yalnızca bir temenni değil; aynı zamanda bir ölçüm setidir. Çünkü “ileri teknoloji, yüksek katma değer, adil paylaşım” dediğiniz anda; eğitimden sanayiye, kurum kalitesinden verimliliğe kadar uzanan bir politika bütünlüğü gerekir.

Türkiye’nin konumu: avantaj mı, sorumluluk mu?

Türkiye’nin küresel sistemdeki yeri üç ana başlıkta okunabilir:

1) Güvenlik ve Karadeniz denklemi
NATO’nun 2024 Washington Zirvesi Bildirgesi, Karadeniz’in stratejik önemine ve “1936 Montreux Sözleşmesi” vurgusuna açık şekilde yer veriyor. Bu, Karadeniz’in önümüzdeki dönemde de rekabet ve güvenlik gündeminde kalacağını gösteriyor.

2) Ekonomi ve ticaretin yeni kuralları
Dünya ticareti artık yalnızca “pazar” değil; standartlar, tedarik güvenliği, teknoloji erişimi ve finansman koşulları üzerinden şekilleniyor. Dünya Bankası’nın büyüme görünümündeki zayıflamaya ve ticaret gerilimlerine yaptığı vurgu, bu dönüşümün ciddiyetini gösteriyor.

3) Diplomasi: çok yönlülük ile öngörülebilirlik arasındaki denge
Türkiye, farklı bloklarla konuşabilen bir aktör. Bu bir kabiliyet. Ancak kalıcı değer üretmesi için “çok yönlülük” kadar öngörülebilirlik de gerekir. Aksi halde diplomatik çeviklik, dışarıda “ne yapacağını kestirememe” algısına dönüşebilir.

Sonuç: Yer önemli, ama yerin içini neyle doldurduğumuz daha önemli

Türkiye’nin coğrafi konumu ve tarihsel birikimi önemli bir temel. Fakat yeni dönemde belirleyici olan; bu temeli kurumsal kapasite, teknoloji üretimi, insan kaynağı ve hukuk güvenliği ile güçlendirip güçlendiremeyeceğimiz.

Bir sonraki yazıda, bu çerçeveyi “riskler” başlığıyla tamamlayacağım: Dünya dengeleri değişirken Türkiye için yeni riskler neler, hangi alanlarda yeni fırsatlar doğuyor?

Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Milli SesAkıl Penceremden Köşe Yazarı
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
E-posta: opoyrazoglu@gazi.edu.tr


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —